WikiTurk
Editor Login | Register
Ekle

> Bilgi Rehberi > Ekonomi & İşletme

sercenyurt
(Date : 16.01.2008 21:48:06)


Dünya Sistemi


 Reklam



Kapitalist sistemin dünya pazarını yaratması ve bu de­ğişim ağında yaratılan işbölümü­nün merkez adı verilen gelişmiş kapitalist ülkelerin çıkarına, çevre ve yarı çevre adı verilen ülkelerin aleyhine işleyen hiyerarşik bir sis­tem oluşturması, tarihin, bu siste­min oluşturduğu bütünlüklü ilişki­ler  anlaşılmadan  kavranamayacağı tezidir.
Kapitalizm 15. yüzyılda Avru­pa"da ortaya çıkmış ve merkez oluşturan bu ülkeler, ilişki kurduk­ları diğer ülkelerin ekonomilerini kendi ekonomilerinin ihtiyaçlarına göre, kısaca Avrupa pazarları için ham madde üretecek ve buradan mamul madde alacak biçimde dö­nüştürerek ekonomik bütünleşme yaratmışlardır. Sermaye yoğun üre­tim merkezde, emek yoğun üretim çevre ülkelerde yürütülerek, eşitsiz değişim aracılığıyla değiştirilir ve uluslararası sistem yeniden üretilir. Eşitsiz gelişme yasasına göre bü­yüyen kapitalizm, çevre ülkelerde de azgelişmişlik yaratmaktadır.Dünya sistemi tezi, sermaye bi­rikim olanakları ile belirlenen hegemonik silsile tanımlayarak, 17. yüz­yılda Hollanda, 19. yüzyılda İngil­tere ve 20. yüzyılda ABD hege­monyasının oluştuğunu, her hegemonik silsilenin kendi içinde sis­tematik birikim döngüsüyle çö­zümlenmesi gerektiğini, büyük ser­maye çevreleriyle devletler arasın­daki ilişkilerin, alttan gelen baskıyla da birlikte değerlendirilmesi gerek­tiğini ortaya koyar.
Marksist ve Neo-Marksist  emperyalizm kuramlarından, ba­ğımlılık teorilerinden, Yapısalcı­lıkla Andre Gundar Frank"m merkez-çevre analizi ile azgelişmişlik kavramlaştırmalarından, Annales Okulu ve Fernand Braudel"in ça­lışmalarından etkilenen dünya sis­temi anlayışı Immanuel Wallerstein 1974 yılında yayınlanan The Modern World System ("Modern Dünya Sistemi") kitabıyla bugünkü çer­çevesine oturmuştur. Dünya siste­mi tezi, kendisinden önceki sosyal bilim anlayışının değiştirilmesi ge­rektiğini, Batı Avrupa merkezli bu anlayışın, kendi dışında kalan ekonomik-tarihi süreci kavramsallaştı-ramadığını ileri sürmektedir. Ken­disi dışına geri kalmışlık kavramıyla yaklaşan bu anlayış, üretilen ilişki ağını ve üretim süreci ve işleyişini açıklamamakta ve hiyerarşik sö­mürü düzenini göz ardı etmektedir. Bu ilişki çok daha karmaşıktır ve suni disiplin ayrımları yerine siyaset bilimi, antropoloji, sosyolojinin bü­tüncül kullanımı ile sürecin doğru­sallığı ve iki kutupluluğu red edile­rek anlaşılabilir.Dünya sistemi tezi, Avrupa merkezli sosyal bilim geleneğinin Avrupa dışı toplumları tarihsizleştiren anlayışına karşı çıkarken, bü­tün dünya tarihini kapitalizmin ge­lişme ve dünya pazarı oluşturma süreci içinde bütünleştirmekte, fa­kat kapitalizm öncesi ve dışı açı­sından bir tez getirmeyerek, dünya tarihini 16. yüzyıldan itibaren baş­latmış olmaktadır. Wallerstein, dün­ya sistemini ve kapitalist ekonomiyi piyasa olanakları ve teknolojik üre­timle açıklamak, devlet politikala­rını egemen sınıfın iradesine indir­gemek, iç ve dış rekabet ile sınıf çelişkilerine gereken önemi verme­mek ve teleolojik bir yaklaşım için­de olmakla eleştirilmiştir.
Wallerstein tezinin odağına ticari değişimi aldığı eleştirisiyle, kapitalizmin 16. yüzyıl keşifler çağı ticareti ile değil İtalyan şehir devletleri-Akdeniz ticareti ile 13. yüz­yılda veya Sanayi Devrimi ile baş­latılması gereği tartışmaları yanın­da, arkeoloji ve antropolojinin çe­kirdek bölge kavramıyla dünya sisteminin merkez kavramını özdeşleştiren biçimde, Samir Amin ve Andre Gunder Frank tarafından geliştirilen tezlerle, Batı Avrupa"nın merkez olduğu dünya sisteminden önce başka dünya sistemleri yaşan­dığı ve merkezler bulunduğu tezleri geliştirilmiştir. Bu tezlerle birlikte kapitalizm üretim biçimi olarak ta­nımını ve ayırt edici niteliklerini ve kapitalizmin kısalık tarihinde bir sapma olarak yaşanıp yaşanmadı­ğını ortaya koymak gerekmektedir. Wallerstein ve. dünya sistemi görüşünü savunan çevrenin Os­manlı tarihine gösterdikleri ilgi ve özellikle bu çevrenin yazılarını ya­yınladığı Revieıv dergisinin 1988 sa­yısını Osmanlı tarihine ayırması ve çoğunluğu yurt dışında olmakla bir­likte (Şevket Pamuk, Çağlar Keyder, Faruk Tabak, Reşat Kasaba, Hurıcihan İnan-İslamoğlu gibi) Os­manlı tarihçilerinin verdiği eser­lerle, dünya sistemi tezi, Osmanlı tarihçiliği açısından da önem ka­zanmıştır. 16. yüzyılda dünya im­paratorluğu iken 18. yüzyılda Bal­kanlar ve Avrupa ekonomisiyle bütünleşerek çevreleşmeye başla­yan ve 19. yüzyılda dünya ekono­misiyle eklemlenen Osmanlı düze­ninin eklemlenmesinin başlangıcı ve dönemlenmesi, farklı bölgelerin farklı zaman ve nitelikte eklem­lenmesiyle birlikte araştırmaların derinleştirilmesine muhtaç bir konu olarak durmaktadır. 1838"de İngiltere ile imzalanan Baltalimanı ticaret anlaşmasının etkisinin tartışılması, demiryolları gibi yatı­rımlar, tarımın ticarileşmesi, büyük toprak sahiplerinin ortaya çıkma­sında neden sonuç ilişkilerinin, içerdeki gelişmelerle dış etkenlerin doğru değerlendirilmesi gerekmek­tedir. Osmanlı tarım üretiminin az­gelişmiş ülke tarımlarının belirlen­diği gibi tek ürün bölgesi olmayışı ve çiftliklerin oluşumunun Avrupa feodalizmi veya plantasyon olarak görülmemesi gerektiği, Osmanlı ekonomisi ile kapitalizmin ilişki­sinde üzerinde durulması gereken konulardandır. Dünya sistemi tezi, dünya sistemi öncesine ilişkin ola­rak dünya imparatorluğu tanımı yapar ve sermaye birikimi açısından değerlendirdiği bu sistemi maksimize edilmeyen kârla yeniden dağıtıcı ve vergilendirici sistem olarak niteler.
Dünya sistemi tezi 1990"lardan itibaren eskisi kadar ilgi görmeme­ye başlamış ve kapitalizmin yeni bir aşaması olarak sunulan küreselleş­me tezleri karşısında gittikçe siya­sallaşmak durumunda kalarak ege­men söylemin dışında kalıp zayıf­lamıştır.

 

 


 

 













Derecelendir
Kaynak
İçerik İhbarı



Open Source Document Project AUP&TOS