WikiTurk
Editor Login | Register
Ekle

> Yaşam > İslam > İslam Ahlakı

İşbara
(Date : 03.05.2008 20:53:14)


Allah Dostları Kimlerdir?


 Reklam




   Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Ey İman edenler! Allah"tan korkun ve sadıklarla beraber olun." (Tevbe; 119)

   Allah-u Zülcelal"in dostlarından ayrılmamamız lazımdır. Zahiri olarak yanlarında bulunmadığımız zamanlarda ise, rabıta ile kendimizi onlara bağlamamız lazımdır. Bu rabıta dahi bizleri günahlardan muhafaza etmeye vesiledir.

   İmam-ı Rabbani  şöyle demiştir: "İnsanın kalbinin üzerine dağlar gibi nur gelse bile, eğer evliyalara karşı sevgisi yoksa, sen bu dağlar gibi olan nura itibar etme, çünkü onun sonu tehlikelidir. Bir kimse Allah dostlarına hürmetli ve onlara sevgisi olduğu halde kalbi dağlar gibi zulmetli olsa da onun akibetinden korkma. Allah-u Zülcelal onu güzel bir akibet ile dünyadan çıkaracaktır."

   İnsan, evliyalara karşı muhabbeti ne kadar fazla ise, o kadar  menfaat görür. Mesela Ebubekir Sıddık (R.A)"ın zahiri ameli diğer Ashab-ı Kiram"dan fazla değildi. Fakat Hz. Peygamber (S.A.V)"e karşı muhabbeti, diğer Ashab-ı Kiram"dan fazla olduğundan dolayı ümmetin en faziletlisi oldu.

   İmam Buhari"nin zikrettiği şekilde, Hz. Ebu Bekir (R.A), kaza-i haceti anında bile Hz. Peygamber (S.A.V)"in hayali gözünün önünden gitmediği için, bu halden rahatsız olmuş, bu durumu Hz. Peygamber (S.A.V)"e bildirdiği zaman Hz. Peygamber(S.A.V): "O ben değilim, bu benim hayalimdir." buyurduğu, bunun sevgiden dolayı olduğunu ve bir sakıncasının olmadığını hacetini yapabileceğini söylemiştir.

   İşte Hz. Ebubekir (R.A) böyle olduğundan dolayı bütün Ashab-ı Kiram ittifak etmişlerdir ki; Hz. Ebubekir (R.A), Hz. Peygamber (S.A.V)"in ümmetinin en büyüğüdür. Daha sonra Hz. Ömer, sonra Hz. Osman ve daha sonra da Hz. Ali (R.A)"dır.

   Şunu hepimiz bilmeliyiz ki, Allah dostluğuna ve ebedi kurtuluşa vesile; salih  ameldir. Günahlar insanı cennetten uzaklaştırır, sevaplar ise insanı cennete yaklaştırır. İnsan bu hakikati bildikten sonra ne kadar salih amel yapsa gene de azdır. İnsan daima cenneti talep etmeli, bunun için de ameli salih yapmalı ve kendini günahlardan muhafaza etmelidir.

   Abdullah bin Ömer (R.A), Hz. Peygamber(S.A.V)"in şöyle söylediğini işittim demiştir:

   "Sizden önceki ümmetlerden üç kişi yolculuğa çıktılar. Geceyi geçirmek üzere bir mağaraya girince dağdan bir kaya parçası yuvarlanarak mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine (birbirlerine) şöyle dediler: "Bizi bu kayadan ancak iyi amellerimizi dile getirerek Allah"a yapacağımız dua kurtarabilir."

   Birincisi şöyle dua etti: "Allah"ım! Benim çok ihtiyar anne ve babam vardı. Onları doyurmadan çoluk çocuğumu ve hayvanlarımı doyurmazdım. Bir gün, odun toplamak için uzaklara gitmiştim. Geç vakte kadar da dönemedim. Akşam içecekleri sütü, sağıp getirdiğimde anne ve babam uyuyorlardı. Onlara sütlerini içirmeden önce çoluk çocuğumun ve hayvanlarımın karınlarını doyurmayı hoş görmedim. Elimde tas, tanyeri ağarıncaya kadar anne ve babamın uyanmalarını bekledim. Çocuklar açlıktan ayaklarımın dibinde ağlıyorlardı. Uyandılar ve akşam sütlerini içtiler. Allah"ım! Bunu senin rızan için yapmışsam bu kayadan bizi kurtar." dedi. Bunun üzerine kaya biraz açıldı. Ancak açılan yerden çıkmak mümkün değildi. 

   İkincisi şöyle dua etti: "Allah"ım! Amcamın bir kızı vardı. Onu çok seviyordum. Kendisini bana teslim etmesini istedim, kabul etmedi. Kıtlığın hüküm sürdüğü bir yılda bana başvurdu. Kendisini teslim etmesi şartıyla ona yüz yirmi dinar verdim. Teklifimi kabul etti. Ona yaklaşmaya imkan bulduğum bir sırada bana: "Dini nikah olmadan bana yaklaşman helal olmaz." deyince yaklaşmaktan vazgeçtim ve yanından ayrıldım. Halbuki onu herkesten çok seviyordum. Verdiğim altınları da geri almadım. Allah"ım! Bunu senin rızan için yapmışsam bizi buradan kurtar." Bunun  üzerine kaya biraz daha açıldı. Ancak açılan yer çıkabilecekleri kadar değildi.

   Üçüncüsü şöyle dua etti: "Allah"ım! Ücretli işçiler tutmuştum, hepsinin ücretini ödedim. Ancak biri ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını çalıştırdım. Öyle ki, bundan birçok mal meydana geldi. Bir müddet sonra bana gelerek: "Ey Allah"ın kulu! Ücretimi ver." deyince ona: "Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve kölelerin hepsi senin ücretinden üremiştir, al götür." dedim. O da: "Ey Allah"ın kulu! Benimle alay etmiyorsun ya?" dedi. Ben de: "Hayır, alay etmiyorum." deyince, malların hepsini alarak götürdü. Bana hiçbir şey bırakmadı. "Allah"ım! Bunu senin rızan için yapmışsam, içinde bulunduğumuz şu beladan bizi kurtar." Bunun üzerine kaya tamamen açıldı. Onlar da mağaradan çıkarak yollarına devam ettiler. (Buhari, Müslim, Nesai)

   Bu hadis-i şerifin şerhinde: "Bir salih amel, ahirette insana nasıl menfaat veriyorsa, dünyada da insana menfaat verip kurtarır." denilmiştir.

   Görüldüğü gibi, Allah dostluğuna ve ebedi kurtuluşa vesile; salih ameldir. İnsanı Allah"a ulaştıran ebedi hayat olan cenneti kazandıran ve orada Hz. Peygamber (S.A.V)"in komşuluğunu temin eden yine salih ameldir. Görüldüğü üzere salih amelden daha hayırlı bir şey yoktur. İnsanın kuvveti nisbetince onu yapması lazımdır. O salih ameldir ki, hem dünyada ve hem de ahirette sahibine fayda verir.

,   Allah-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:   "İnanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur. Kuşkusuz Rabb"inin yakalaması serttir." (Buruc; 11-12)

   Allah-u Zülcelal bu ayet-i kerimede, hem kendi merhametini ve hem de kendi azabını bizlere açıklamıştır. Yani  salih amel yapan kimseler için, cenneti nasip ediyor ve âsi gelen kulları için de azabının şiddetli olduğunu bildiriyor. Allah-u Zülcelal, herkesin ameline göre muamele eder.

   Bir gün Mekke-i Mükerreme"de yağmur yağmadı. O zamanki insanlar, üç gün üst üste yağmur duasına çıktılar. Fakat yine de yağmur yağmadı.  İnsanlar da çok perişan oldular. Bundan sonrasını Abdullah bin Hazım şöyle anlatıyor:

   "Ben kendi kendime; ben tek başıma gideyim de Allah"a yalvarayım, belki Allah-u Zülcelal bizlere yağmur verir" dedim.

   Daha sonra Mekke"nin kenarında, bir mağaranın  içine girip orada Allah"a yalvaracaktım ki; bir siyah köle, hiç etrafına bakmadan içeri girdi ve iki rekat namaz kıldı. Son secdede uzun kalınca, onun ne dediğini işitmek istedim ve ona yaklaştım. Köle: "Ya Rabbi! Kulların sana dua ettiler, fakat sen yağmur vermedin. Sen kudret ve azametinle yağmur verinceye kadar, ben başımı secdeden kaldırmayacağım." dedi.

   Bu sözler onun ağzından çıkar çıkmaz, bulutlar bir araya geldi ve yağmur yağmaya başladı. Bundan sonra secdeden başını kaldırdı ve mağaradan çıktı. Ben de onu izlemeye başladım. Sonunda bir eve  girince, ben de o eve girdim. Evin sahibine ben bir köle almak istiyorum, dedim. Bana birkaç köle gösterdi. Ben: "Bunlar değil! " dedim. En sonunda dua eden köleyi çıkardı ve: "Bu bir işe yaramıyor." dedi. Ben: "Olsun!" dedim ve bu köleyi yirmi dirheme satın aldım. Onu eve getirdim ve bana: "Efendim beni neden aldın, benim çalışacak kuvvetim yoktur!" dedi. Ben de: "Sen karışma!" dedim. Bundan sonra köle, abdest almak istedi. Onun suyunu hazırladım ve seccadesini serdim. Benim bu davranışımdan herhalde durumu anladı, abdestini aldıktan sonra yine secdeye giderek: "Ya Rabbi, sırrım açığa çıktı. Bunu insanlar bildikten sonra, ben dünya da kalmak istemiyorum." dedi ve düştü vefat etti.

   İşte bakın, Mekke"nin bütün zenginleri yağmur duasına çıktılar. Fakat Allah-u Zülcelal yağmur vermedi. Hiç kimsenin tanımadığı bir zenci köle, demek ki Allah"ın sevgili kullarından biri idi. Abdullah bin Hazım, köleyi defnettikten birkaç gün sonra rüyasında şunları gördü: "Hz. Peygamber (S.A.V), yanında siyah sakallı bir zat ve o genç köle de onların yanındaydı. Hz. Peygamber (S.A.V): "Allah senin hayrını kabul etsin ve mükafatını daha fazla versin. Çünkü sen benim dostuma iyilik yapıp, onu azad ettin." dedi. Ben: "Ya Resulallah! Bu senin halilin midir?" diye sordum. O da bana: "Evet, benim halilimdir." buyurdu.

   Allah-u Zülcelal, ancak salih amel ile insandan razı olur. İslam tarihi, bizlere İslam ahlakını anlatmıştır. Allah-u Zülcelal, bizden önceki peygamberlerin ve evliyaların hürmetine bizleri af ve mağfiret etsin. Hz. Ömer Şam"ı ziyaret etmeye giderken, kölesi ile beraberlerindeki tek deveye nöbetleşe biniyorlardı. Belli bir süre Hz. Ömer biniyordu, kölesi de devenin yularından çekiyordu. Bir fersah kadar gittikten sonra, Hz. Ömer deveden iniyordu, bu sefer de köle biniyor. Hz. Ömer de devenin yularından tutup çekiyordu. Bir fersah da, böyle gidiyorlardı.

   Şam"a yaklaştıkları zaman, deveye binme sırası köleye geldi. Köle deveye bindi, Hz. Ömer de devenin yularından çekmeye başladı. Yolda akan bir suya rastladılar. Hz. Ömer suya girdi, ayakkabıları da koltuğu altında idi. Uzaktan bakan; deveye binmiş köleyi halife, devenin yularını çeken Hz. Ömer"i de köle zannediyordu. Onları bu halde, Ebu Ubeyde bin Cerrah karşıladı. Ebu Ubeyde Şam valisi idi. Aynı zamanda cennetle müjdelenen on sahabenin arasında bulunuyordu. Bunları gören Ebu Ubeyde bin Cerrah:  "Ey emirü"l-mü"minin! Şam"ın ileri gelenleri, seni karşılamaya geliyorlar. Seni bu halde görmeleri iyi olmaz." dedi. Hz. Ömer de şöyle cevap verdi: "Ey Eba Ubeyde! Senin bu sözünü işitenler, insanın şerefini, vasıtaya binerek gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Biz daha önce zelîl ve hakîr bir kavimdik. Allah-u Zülcelal, bizleri müslümanlıkla şereflendirdi. Bundan başka şeref ararsak, Allah-u Zülcelal bizi zelil eder, herşeyden aşağı eder."  (Buhari, Müslim, Hakim)

   İşte Allah onlardan razı olsun. Cennet onlara helal olsun. Onların ahlakı ile bizim ahlakımız arasında ne kadar çok fark vardır?

--------------------------reklam--------------------------

------------------------------------------------------------

Şunu hepimiz bilmeliyiz ki; Kur"an-ı Kerim"e, hadis-i şeriflere, fıkıh kitaplarına ve bizden önceki kıymetli zatların eserlerine  baktığımız zaman zannediyoruz ki; İslam bildiğimiz gibidir. Gerçekten -ümmet olarak- İslam dininden çok uzağız...

   Bu ahir zamanda hakiki bir müslüman, bu milletin içinde çok yabancı ve gariptir. Maalesef bu zamanda müslüman müslümana tuzaklar kuruyor. Bu nasıl müslümanlıktır ki; bir müslüman bir yere gittiğinde, onun için belki yüz tuzak kuruluyor. Hakiki müslüman öyle olacak ki, bütün müslüman kardeşleri ile elele tutup Allah-u  Zülcelal"e yönelecek. Gerekirse bir müslüman kardeşi için canını feda edecek! Bu konuyla ilgili olarak, Hz. Peygamber (S.A.V) hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Mü"minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir âzâsı rahatsız olursa, diğer âzâları da bu yüzden ateşlenir ve uykusuz kalır." (Buhari)

   Her hangi bir yerde, mü"min kardeşimize bir musibet geldiğinde bizimde rahatsız olmamız yine bir mü"min kardeşimize bir ferahlık geldiğinde, bizimde ferahlanmamız lazımdır. İşte müslümanın böyle olması gerekir. Eğer böyle olmazsa demek ki o kamil müslüman değildir.

Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin...












Derecelendir
Kaynak konyevi.net
İçerik İhbarı


duzceninsesi.com.tr

Open Source Document Project AUP&TOS