WikiTurk
Editor Login | Register
Ekle

> Bilgi Rehberi > Mimarlık

sercenyurt
(Relased 15.09.2010 19:28:24)
imageimageimage %20


Selçuklu Medreseleri


 Reklam



Anadolu Selçuklu mimarisi: medreseler

Medreseler, Anadolu Selçuklu mimarisinin en dikkate değer yapı türlerinden birisi alarak kabul edilmektedir. Sayıları özellikle 1220’den sonra çoğalan bu yapılarda iki-ana tipin gelişmesi izlenmektedir. “Kapalı Avlulu ya da Kubbeli” tip dediğimiz birinci türdeki medreselerden en erken tarihlisi, Afyon’a bağlı Sincanlı yakınlarındaki Boyalıköy Medresesi’ dir. Oldukça harap durumdaki 1210 yılından kalma bu yapı iki katlı, oldukça simetrik ve dengeli bir plan şemasına sahiptir.

1224 tarihli İsparta/Atabey’deki Ertokuş Medresesi ise ortada dört sütuna oturan oval merkezi kubbesi, yanlarda revakları ve bitişiğindeki kümbeti ile değişik bir uygulamadır.
1224’te Isparta’nın Atabey İlçesi’nde yapılan Ertokuş. Medresesi de kapalı avluludur.
Güneybatı Anadolu’nun fethinde önemli rol oynamış Selçuklu kumandanlarından Mubanzeddin Ertokuş tarafından yaptırıldığı, kitabesinde yazılıdır Burası da gene cami, türbe ve medreseden oluşan mütevazı bir külliyenin ana binasıdır. Kapıdan sivri, beşik tonozlu bir hole, oradan da orta avluya geçilir. Avlunun orta yerinde sığ bir havuz ve örtülü dört kolon üzerinde yükselen kubbemsi bir tonoz vardır. Yan mekanlar ile orta avlu kubbesi arasında kalan birimler,beşik tonozla örtülüdür. Hafif oval olan kubbenin ortasında aydınlık açıklığı vardır. Avlunun karşısında beşik tonozla örtülü ana eyvan, eyvanın arkasında sekizgen planlı türbe, iki yanında kubbeli büyük odalar bulunur. Kuzey, güney ve doğu kenarlardaysa beşik tonozla örtülü hücreler ve diğer odalar ile girişin sağındaki odadan çatıya çıkan bir merdiven vardır. Ana eyvanın güney duvarında bir mihrap nişi yer alır. Yapıda kesme taş, örtü sisteminde oluklu kiremit kullanılmıştır.

 

İki yönlü gelişim gösteren kapalı avlulu veya kubbeli medreseler içinde orta mekânın tek bir kubbeyle kapandığı üç önemli yapı Konya’da 1251 tarihli Karatay Medresesi, 1260-1265 yılları arasından kalma İnce Minareli Medrese, Afyon’un Çay ilçesindeki 1278 tarihli Çay Medresesi’dir. Karatay Medresesi’nde kubbe ve duvarları kaplayan zengin çini mozayik bezemeler mimari ile tam bir denge kurarken, portaldeki renkli taş geçmeler Zengi etkisini kuvvetle hissettirmektedir.

Konya’daki Karatay Medresesi, Anadolu Selçuklu mimarisinin en güzel eserlerinden biridir. Sadece taçkapısı, kubbeli orta avlusu, ana eyvanı ve kubbeli türbe günümüze kalmıştır. Restorasyonlarla tamamlanan yapının taçkapısı doğu cephesinin merkezinde değil, güney köşesinedir. Kapıdan, kare şeklinde giriş mekânına geçilir. Bu kısmın eskiden kubbeyle örtülü olduğu bilinmektedir. Buradan geçilen orta avluda kare biçiminde bir havuz ve bu havuza gelen suyolu bulunur. Doğrudan yelpaze şeklindeki üçgenlere oturan orta kubbede tepe penceresi şeklinde bir açıklık vardır. Ana eyvan, beşik tonozla örtülüdür. Eyvanın güneyindeki odanın üstünde yine üçgenler üzerine oturan bir kubbe  vardır. Üçgenler sırlı tuğlalarla balık sırtı şeklinde örülmüştür.

Anadolu Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan taçkapı, fazla bozulmadan günümüze kalmıştır. Gri ve beyaz mermerden yapılmış, geometrik bordürler, ve sülüs’bir kitabeyle süslenmiştir. Orta avlu ile an siyah, mor, firuze çinilerden mozaik kaplaması göz alıcıdır. Malzeme taş, tuğla ve mermer kaplamadır.

Selçuklu devlet adamı Sahip Ata’nın ünlü mimar Kölük bin Abdullah’a yaptırdığı İnce Minareli Medrese, anıtsal portali, günümüze ancak bir bölümü gelebilen çifte şerefeli minaresiyle, oldukça etkili bir görünüşe sahiptir. Taş Medrese ise aynı dönemin bir başka ünlü mimarı Oğul Beg bin Mehmed’in eseridir. Planları, taş ve çini bezemelerinin gösterdiği zengin görünüşleriyle bu üç yapı, 13. yüzyılda Anadolu’da üretilmiş yapılar içinde özel bir yer alırlar.

13. yüzyıldan kalma 1272 tarihinde rasathane olarak yapıldığı öne sürülen Kırşehir’deki Caca Bey Medresesi; iki renkli taş portali, çini bezemeli türbe ve minaresiyle kapalı medreselerin bir diğer örneğidir. Bu yapıda türbenin yerleştirilmesi bir yana, plandaki özel görünüşler kullanılış amaçlarıyla ilgili olabilir.

    

Anadolu Selçuklu medreseleri içinde “Açık Avlulu” dediğimiz ikinci tipe giren ilk örnek, dört eyvanlı şemaya bağlı 1205 tarihli Kayseri Çifte Medrese’dir. Medrese-Şifahane olarak düzenlenen yapının medrese bölümü I .Gıyaseddin Keyhüsrey, şifahane bölümü ise kızkardeşi Gevher Nesibe Hatun tarafından yaptırılmıştır.

                                    

Bu medresenin ardından Sivas’da Sultan I. Izzeddin Keykavus tarafından yaptırılan 1217 tarihli Keykavus Medresesi ve Şifahenesi gelmektedir. Yalnız dört eyvanli ve revaklarla çevrili medrese kısmı ayakta kalabilen bu yapı, en büyük ölçülere sahip Selçuklu medresesidir. Güney eyvanında on kenarlı ve piramit çatılı bir türbe bulunmaktadır. Türbe cephesinde Marendli Ahmed adlı bir sanatçının eseri olan mozaik çini bezeme ve kasnaktaki tuğla örgü oldukça dikkat çekicidir.

13. yüzyılın diğer açık avlulu medrese örnekleri arasında 1242 tarihli Konya Sırçalı Medrese ile Kayseri’de bir külliyeye bağlı olarak yapılan ve daha önce camisinden söz ettiğimiz 1237 tarihli Huand Medresesi, Anadolu Türkmimarisinin üzerinde çok durulan iki yapısı olarak tanınmaktadır. Tuslu Mehmed adında bir sanatçının eseri olan Sırçalı Medrese iki katlı, revaklı avlulu ve eyvanlı bir medrese olup adını içindeki ünlü çini mozayik bezemelerin den almıştır. Kayseri’deki Huand Medresesi de benzer bir plan şeması göstermektedir.

13. yüzyılın ilk yarısından kalma Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Mahmudiye Köyü yakınların daki Kalehisar Medresesi, cami-medrese birleşmesinin bir örneği olan 1249 tarihli Kayseri Hacı Kılıç Medresesi ve 1250 tarihli Akşehir Taş Medrese anılmaya değer, çeşitli. özelliklerle yüklü yapılardır.

            

Selçuklu veziri Sahip Ata’nın 127l’de yaptırdığı medrese, cephe düzeni bakımından oldukça gelişmiş bir bölümleme gösterir. Taçkapı, yan kanatlar, duvarlar üzerindeki çeşme ve köşe kuleleriyle simetrik ve dengeli bir ön yüz uygulamasıdır. Konya Sa hipata Camii’nden sonra girişilen bu ikinci deneme, açık avlulu, dört eyvanlı ve iki katlı bir medrese yapısının daha da önem kazandığını gösterir.

Cephe duvarlarının dış köşelerine eklenen silindirik payelerle taş süslemeler kenarlara kadar yayılır. Taçkapının solundaki çeşme o dönemden kalma, sayısı çok az olan duvar çeşmelerinden biridir. Buradaki düzenleme üç dilimli kemer, renkli taşlar ve düğümlü köşe motifleriyle dönemin üslubuna uygundur. Taçkapının iki yanındaki pencereler iç mekânları aydınlatır, üst seviyedeki diğer pencereler ikinci katın varlığını cepheden yansıtır.

Minare kaidelerinin birer payanda gibi, taçkapı kütlerini iki yandan desteklemesiyle genişleyen taçkapı bir bütündür. Mermer taçkapı, çeşitli dekorasyon alanlanna bölünürken, geometrik, bitkisel düzenle melerin ve yazıların en gelişmiş örneklerini sergiler. Yan kanat ortalarına yerleştirilen sekiz köşeli yıldızlar hemen göze çarpar. Selçuklu duvar çinilerinden tanıdığımız bu form iri plastik silmeler halinde işlenmiştir. Yan kanatların alt kesimindeki sivri kemerli yüzeysel nişi dolgulayan iki şekilden alttaki, sekiz köşeli yıldız içine yerleştirilmiş yazıttır. Bu yazıtta Rum asıllı Türk mimar ve ressam Kaluyan el-Konevi’nin adı yazılıdır. Bunun üzerinde, bitki demetleri, yapraklar ve meyvelerden oluşan bir kabartma yer alır. Yapraklar arasındaki nar kolaylıkla seçilebilmektedir. üst kesimdeyse bir kartal figürü vardır. Bu düzenlemenin, Erzurum Çifteminareli Medrese’de görülen bitki kabartmasıyla benzerliği açıktır. Minarelere hazırlık olmak üzere sırlı tuğlalarla iki kare alana bölünmüş kaide, malzeme olarak farklılık gösterir. Alttaki karenin içinde yer alan içi boş daire, her iki alanın süsleme için hazırlanmış ama tamamlanmamış olduğunu düşündürür.

13. yüzyılın ikinci yarısından bir grup medrese, dönemin anıtsal örnekleri olarak dikkati çekmektedir. Bunlardan 1265 yılından sonra yapılmış olan iki katli, firuze renkli çinilerle katlı Tokat Gökmedrese, 1271 tarihli dört eyvanlı Sivas Gökmedrese, gene Sivas’ta 1271 tarihli Buruciye Medresesi ile yalnız anıtsal cephesi günümüze gelebilen Çifte Minareli Medrese, Erzurum’da aynı yüzyılın sonlarına doğru yapılmış olan iki katlı, dört eyvanlı Hatuniye/Çifte Minareli Medrese’de taçkapılar üzerine bazen çifte minarelerin alındığı, dış-iç ilişkilerin geliştiği,yoğun bir bezeme düzeninin egemen olduğu görülür.                 

Büyük ölçüleriyle bu medrese görkemli cephe mimarisi bakımından daha çok Sıvas Gökmedrese’yi hatırlatır. İleriye doğru çıkintı yapan taçkapı kütlesi, yan duvarlardaki silindir biçimli destekkuleleri, mukarnaslı nişlerle hareketlendirilmiştir. İnşa kitabesi kaybolduğu için kesin tarihlemesi yapılamayan eserin, üslup özelliklerine bakılarak X.II yy’ın sonlarında inşa edildiği kabul edilir.

Büyük taçkapı kütlesindeki özellik; minare kaidelerini oluşturan yan kanatlar ile orta kesimin farklılık gösterecek şekilde bölümlenmiş olmasıdır. Altta yüksek bir kaideden sonra enli profillere oturan iri plastik kabartmalar göze çarpan ilk unsurlardır. Sivri kemerli yüzeysel nişi üstten çeviren iri profiller her iki yanda iğ formuna dönüştükten sonra, aşağıda toplanarak önce bir küre daha sonra da bir hilal formuna bağlanır. Bu çerçevenin içi anlamlı bir armayla dolgulanmıştır. En üstte çift başlı bir kartal kanatlan açık olduğu halde adeta egemenlik sembolü gibi durmaktadır. Bunun altındaki iri palmiye yaprakları iki yana doğru açılır. Yaprakların uçlarına çeşidi meyve ve kuş motifleri yerleştirilmiştir. Alt kısımda toplanan yaprak saplan bir hilal formuna bağlanır. Hilalin alt kısmından çıkan saplar bu defa iki ejdere dönüşür. Diğer çifte minareli cephelerden farklı olarak ortaya çıkan bu hayvan sembolü yapıyı daha da anlamlı kılar.

Aşağıda geometrik desenli küre formundan çıkan iri yapraklardan sonra bir rumi kompozisyonuna dönüşen enli bordür oldukça derin oyulduğundan güçlü gölge-ışık etkisi bırakır. Eğimlerle giriş bölümüne yaklaşan diğer bitkisel bordürler taçkapıyı iki yandan ve üstten çevirir. Mukarnaslı kavsara ve yan nişlerdeki geometrik kompozisyonlar benzer üsluptaki örneklerle medresenin iç kısmında da devam eder.

Yan kanatların üzerine oturan minarelerin kaidelerinde, sırlı tuğla çerçeve içine alınmış madalyonlar vardır. İç dolgularda, mozaik çini tekniğinde mor ve firuze çinilerle Allah », “Muhammed” “Allah” ve dört halifenin adları yazılıdır. Gövde yuvarlak yivlerle sırlı tuğla kaplı olarak şerefe altına kadar yükselir.

Bu anıtsal yapılarda geçmiş değerler bir bakıma toplu bir özümlemeye uğramakta, içeride geçen eylemlere uygun kullanılan mekânlar belirli oranlar içinde düzenlenmektedir. İçe dönük, avlu çevresinde gelişen mimari bir kimlikle karşımıza çıkmalarına karşın, medreselerin özellikle ön cepheleri kurallara bağlanmaktadır.

Sivas Gökmedrese, Çifte Minareli, Erzurum Hatuniye/Çifte Minareli örneklerinde olduğu gibi ağır basan yatay çizgilere, taç kapı üzerindeki bir çifte minareyle dikey çizgiler katılmakta, yeni bir denge söz konusu olmaktadır. Minarelerin zengin şekilde sırlı tuğla ve çinilerle bezenmesi bu görünüşü bir kat daha güçlendirmektedir.

  

Anadolu’da Selçuklular’a ait açık avlulu medrese tipinin diğer önemli örnekleri arasında Kayseri’deki 1237 tarihli Seraceddin Medresesi, 13. yüzyılın ilk yarısında maledilen Avgunu Medresesi ile 1268 tarihli Sahibiye Medresesi’ni de saymak gerekir.

--------------------------reklam--------------------------

------------------------------------------------------------





Derecelendir
Kaynak http://www.sanattarihim.com/index.php/selcuklu-medreseleri
İçerik İhbarı


duzceninsesi.com.tr

Open Source Document Project AUP&TOS