WikiTurk
Editor Login | Register
Ekle

> Bilgi Rehberi > Ekonomi & İşletme

sercenyurt
(Date : 03.10.2008 00:28:32)


Haksız Rekabet Nedir?


 Reklam



Haksız rekabet, iktisadi rekabetin iyi niyet kurallarına aykırı olan aldatıcı davranış veya başkaca suretle her türlü kötüye kullanılmasıdır. Ekonomik rekabetin ilk koşulu, ortada ekonomik bir etkinliğin bulunmasıdır. Haksız rekabetin ikinci unsuru iyi niyet kurallarına aykırı davranmaktır. Rakibini kötülemek, müşteri çevresini aldatıcı davranışlarla kandırmak gibi hareketler kabul edilemez. Üçüncü olarak da haksız rekabetin varlığı için rekabet hakkının kötüye kullanılmış olması aranmaktadır. İyi niyet kuralları ile belirli olan rekabet özgürlüğünün sınırlarının asılmış olması, kötüye kullanmayı gösterir.

Ticaret Kanununun haksız rekabeti düzenleyen bu genel hükmü yanında, özellikle iyi niyet kurallarına aykırı olup, haksız rekabet fiilini oluşturan bazı özel haller Kanunun 57.maddesinde tek tek sayılmıştır.

Ticaret Kanununun 57.maddesinde sayılan başlıca haksız rekabet halleri şunlardır:

Kötüleme: Başkalarını veya onların emtiasını, iş ürünlerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici beyanlarla kötülemek bir haksız rekabet hali oluşturur. Başkasının ahlaki veya mali  iktidarı hakkında gerçeğe aykırı bilgi verme Bir kişinin kendisi ile ilgili olarak yanlış veya yanıltıcı bilgi vermesi: Burada bir kişinin kendi iş veya ürünlerini veya üçüncü kişilerinkini aldatıcı bir şekilde överek rakiplerine karşı üstün duruma getirmesi söz konusudur.  Burada özellikle, yanlış ya da yanıltıcı beyanlara dayanan aldatıcı reklamlardan söz edilmektedir. Yanlış ünvanlar, mesleki adlar ve işaretler kullanma Karışıklığa (iltibasa) yol açma: Burada karışıklık meydana getirerek başkasının müşteri çevresinden haksız olarak yararlanma söz konusudur.  Bu da bir kişinin, başkasının emtiası, iş ürünleri, faaliyeti veya ticari işletmesi ile ilgili benzerlik yaratarak yanılmaya sebep olmakla gerçekleşir. Başkasının yardımcılarını görevlerini ihlale sevk etme. Başkasının işçilerini veya diğer yardımcılarını kandırmak suretiyle, o kişinin imalat ve ticaret sırlarını ele geçirmek. Başkasının, iyi niyet kurallarına aykırı bir biçimde ele geçirilen ticaret ve imalat sırlarından faydalanma ve onları başkalarına yayma. İyi niyetli kişileri kandırabilecek şekilde gerçeğe aykırı iyi hal veya iktidar belgeleri verme. İş hayatı şarlarına uymama: Rakiplerin de uymak zorunda oldukları kurallara aykırı davranma.

Haksız rekabeti düzenleyen hükümler, hukuksal ve cezai yaptırımlarla korunmaktadır.


Rakiplerinizi Nasıl Geçersiniz?   AMR Corp ve American Airlines’ın eski CEO’su Robert Crandall’ı farklı yapan, rakamlara ve teknolojiye olan tutkusu nedeniyle rakiplerinden önce yakaladığı yeniliklerdi. Crandall, American Airlines’ın CEO’su iken bir profesörle birlikte rakamların ve istatistiklerin gücünü ortaya koyan bir yazılım hazırladı. Bu yazılımda rakiplerinin ne yaptıklarını ortaya koydu. Uçakta ne yemek veriyorlar, hangi saatlerde uçuş yapıyorlar gibi bilgileri edindi.

Her şey numaralandırıldı. Bu sistem sayesinde kendilerine en çok kazandıran değerli müşterilerini belirleyerek onlara özel programlar hazırladı. Müşteri sadakat programları düzenledi.

1980 yılında American Airlines’ın başkanı olduğunda değişmeye, serbestleşmeye başlayan sektörde bu şekilde öne çıktı. Düşen fiyatlar ve rakiplerin baskısıyla bu şekilde mücadele etti ve rekabette öne çıktı. Crandall, 1998’de emekli oldu ve unutulmayan CEO’lar arasına katıldı.

Crandall örneğinde rekabet bilgisi tümüyle teknolojiye ve rakamsal göstergelere dayanıyor. Başka bir CEO içgüdülerine dayalı olarak hızlı hareket etmeyi sevebilir. Bir diğeri içinse rekabetin anlamı rekabeti yerinde yaşamak ve pazardaki her hareketi gün be gün takip etmek olabilir. Türkiye’deki başarı öykülerine baktığımızda da farklı liderler ve farklı taktikler görüyoruz. Danone’den HP’ye, Burger King’den Dedeman’a pek çok başarı öyküsünün ardında farklı bir lider portresi var.
İş dünyası liderlerine şirketlerini rekabette öne geçiren, rakiplerinden bir adım önce yakaladıkları fikirleri, başlattıkları yenilikçi uygulamaları sorduk.

Mobilite Trendini Önce Fark Etti
Bundan 5 yıl önce dizüstü ve cep bilgisayarları pazarın henüz çok ufak bir kısmını oluşturuyordu. HP Türkiye Kişisel Sistemler Grubu Ülke Müdürü Serdar Urçar, daha o yıllarda teknolojik yaşam eğrisi teorisi gereği önce dizüstü sonra da cep bilgisayarlarının çok hızlı bir yükseliş sürecine gireceğini öngördü. Buradan hareketle de bir "mobil yaşam" anlayışı ve inisiyatifi oluşturulmasına öncülük etti.

Rekabette önde olabilmek için profesyonelce hazırlanmış pazar analizleri yerine sokağı dinlemeyi tercih etti. Urçar, HP’nin mobil yaşam anlayışını uygulamaya geçirmesini şöyle anlatıyor: "Çalışma, eğlenme, öğrenme ve iletişim anlamında mobil teknoloji kullanımının önemine işaret edecek adımlar attık. Doğru ürünleri doğru fiyat ve ek servisler ile pazara sunduk.

Ürünün kullanımına ilişkin deneyimi artırmak için bir mobil yaşam platformu oluşturduk. Bugün gelinen noktada dizüstü bilgisayarlarda HP’nin pazar payı yüzde 25’lere yakın. Yani her 4 dizüstü bilgisayardan biri HP. Cep bilgisayarlarında ise pazardan yüzde 55’lik bir pay alıyoruz."

İtibara Erken Yatırım Yaptı
TNT Türkiye Genel Müdürü Turgut Yıldız’ın en hassas olduğu nokta artık tüm ürün ve hizmetlerin kısa sürede taklit edilebiliyor olması. Yıldız, bu durumu aşmak için taklit edilemeyecek ya da taklit eden için zahmeti fazla fikirler peşinde koşuyor.

Rakiplerinden büyük uçurumlarla değil küçük ama önemli farklar yaratarak sıyrılma stratejisini benimseyen Yıldız, şirketin itibarını geliştirmeye rakiplerinden önce başlamış olmanın TNT’yi öne çıkardığını düşünüyor. Yıldız, "İtibar ve güven artıncı çalışmalar şirketlere rekabet avantajı yaratıyor. Taklit edilmesi için uzun uğraşlar ve maliyetler gerektirebiliyor. Çünkü itibar artıran çalışmalar, ticari kazanımları değil, aksine geleceğe dönük bazı yatırımları içeriyor" diye konuşuyor.

Sabırla santim santim fark yaratmanın uğraşını veren Yıldız, TNT Türkiye’de 10 yıl önce EFQM kalite modelini benimseme kararı aldı.Kalite çalışmalarının başlamasıyla TNT Türkiye son 2 yıldır üst üste KALDER Ulusal Kalite Ödülü’nün finalisti.

Doğru Zamanda Doğru İşe Girdi
Rekabet avantajı yaratmak yenilikçiliğin, içgörülerin, yaratıcılığın yanı sıra orta ve uzun vadeli stratejiler oluşturmayı da gerektiriyor. Probil Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Gürsoy tam bir stratejist ve kusursuz bir iletişimci. Probil, bugün 2 finansal ortağı da dahil 18 ortaklı bir şirket. Gürsoy’un şirketini rakiplerinin önüne geçiren yönetim başarısı ise 2000 yılında gerçekleşti. Şirket 2000 yılında 78 milyon dolar ciroya sahipti. Tablo güzeldi ama kar marjları düşme eğilimine girmişti. Sektöre bir sürü yeni giriş olmuş, rekabet tamamen fiyat üzerine taşınmaya başlamıştı. Gürsoy önderliğinde tüm ortaklar bir araya gelerek durumu değerlendi. 2000’li yıllarda Probil’in ürün yelpazesinin nasıl olması gerektiğini tartıştılar.

Donanım satışlarını durdurdukları için krizde ciro 27 milyon dolara düştü. Normalde bir şirketi kapattırabilecek olan bu düşüş, Probil özelinde, planlı bir stratejinin sonucuydu. Bu Probil’in zayıflamasının değil, tam tersine güçlenmesinin bir parçasıydı. 2006 yılında ise şirketin cirosu 90-100 milyon dolar aralığında. En önemlisiyse bu cironun yüzde 45’i Probil’in kendi mutfağında üretilen ürün ve hizmetlerden geliyor olması.

Takımıyla Yeni Pazar Yarattı
Activia, ilk 20 gün içinde hedef kitlesi nezdinde yüzde 80 bilinirliğe ulaştı ve ulaşılması zor bir rekora imza attı. Lanse edildiği günden itibaren tüketicilerin yoğun talebi ile karşılaştı. Activia lansmanının bu başarısının arkasında yerel pazarlama stratejileri ve takım çalışması yatıyor. Orkestranın şefi ise Danone Genel Müdürü Serpil Timuray. Danone’da her proje bir ekip çalışmasıyla yürütülüyor. Timuray ise ekibini güçlendiren, motive eden, destekleyen lider rolünde. Timuray, bilginin son derece ulaşılabilir olduğu bir çağda, şirketlerde başarının uygulama özgünlüğünden geleceğine inamyor. Timuray ve takımı,

Türkiye genelinde yaptıkları araştırmalar sonucunda tüketicilerin çok önemli bir sorunu ile ilgili önemli içgörüler yakaladı. Sonrasında bu içgörülerin üzerine giderek problemi, tüm ayrıntıları ile çözümledi. Kampanyanın sonunda ise hem yeni bir pazar yaratıldı hem de Danone Activia ile o pazarın lideri oldu.

Trend Avcısı Gibi Çalışıyor
Türkiye’nin en yenilikçi girişimcisi olarak tanınan Goldaş Genel Müdürü Sedat Yalınkaya, araştırmacı kişiliği ile tanınıyor. Dünyayı sadece kendi sektörüyle sınırlı kalmadan yakından izleyen Yalınkaya, çok fazla seyahat ediyor ve yeni insanlarla tanışıyor. Böylece çok sayıda yeni iş fikrini dünyada ve Türkiye’de başarıyla uyguluyor. Bunlardan biri de 2003 yılında hayata geçen Silver D’sign markası ve beraberinde gelen başarı. Yalınkaya, altın ve takı sektöründe önemli mesafeler aldıklarım görünce lisanslı ürünlerini daha verimli kullanabileceklerini düşündü. O zamana kadar lisanslı ürünleri altın olarak üretiyorlardı. Dünyada yükselen trend olan, hızlı tüketim malları sektöründen pay almanın yollarını ararken gümüş üzerine Silver D’sign markasını yarattı. Böylece Yalınkaya, hem lisans anlaşmalarım daha iyi değerlendirmiş oldu, hem takı ve aksesuarı daha kolay ulaşılabilir hale getirdi, hem de şirketinin karlılığım artırdı.


Rekabet Kurallarının Önemi Ve Gerekliliği

Türk Hukuku’na rekabet kuralları, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (“Rekabet Kanunu”) ile 1994 yılının Aralık ayında girmiş olmakla birlikte bu kanun anayasal dayanağını; devlete, piyasadaki kartelleşmeyi ve tekelleşmeyi önleyerek rekabeti koruma görevini yükleyen 1982 Anayasası’nın (“Anayasa”) 167. maddesinden alıyor. 

Rekabet Kanunu’nun 4, 6 ve 7. maddeleri ile kartelleşme ve tekelleşmenin önüne geçmek için 3 temel rekabet kuralı getirildi. Bu 3 temel rekabet kuralından ilki, teşebbüsler arası “rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birliği kararların yasaklanması” yoluyla piyasalardaki kartelleşmeyi engellemeyi hedeflerken; diğer ikisi, hâkim durumun kötüye kullanılması ile hâkim durum yaratan veya hâkim durumu güçlendiren birleşme ve devralmaların yasaklanması, piyasalardaki tekelleşmeyi engellemek için getirildi.

Neden Rekabet Korunması Gereken Birşeydir?
Bu noktada; öncelikle Anayasa’nın devlete neden piyasalardaki kartelleşme ve tekelleşmeyi önleyerek rekabeti koruma görevi verdiğinin açıklığa kavuşturulmasında yarar vardır. Yani, piyasalardaki rekabet ortamının korunmasında ne gibi bir kamu yararı vardır ki, Anayasa devlete böyle bir görev yüklemiştir. Kanun koyucu neden “Öğrencilerin Korunması Hakkında Kanun” çıkarma gereği duymazken “Rekabetin Korunması Hakkında Kanun”u çıkarma gereği duymuştur? Akla hemen hedeflenenin “tüketicinin korunması” olduğu gelse de, Rekabet Kanunu’ndan çok kısa bir süre sonra bu amaca yönelik olarak çıkarılan 4077 sayılı “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun”un varlığını hatırlamak yerinde olacaktır. Bu bağlamda; eğer piyasalardaki rekabetin korunmasıyla hedeflenen tüketicinin korunması olsaydı, kanun koyucu tüketiciyi korumak için ayrıca bir kanun çıkarma gereği duymazdı.

O zaman sorumuzu yinelersek, kanun koyucu neden rekabetin korunması için yukarıda değindiğimiz üç temel rekabet kuralını içeren bir kanun çıkarma gereğini duymuştur? Bu sorunun cevabı, rekabetin piyasa ekonomisinin işleyişi açısından taşıdığı önemde gizlidir. Rekabet Kanunu’nun genel gerekçesinde; “ülkemizde varolan ekonomik sistemin piyasa ekonomisi olduğu ve piyasa ekonomisi işlerliğinin de ancak piyasalarda sağlıklı bir rekabet ortamının mevcudiyetine bağlı olduğu” açıkça belirtiliyor.

İktisat (ekonomi), dünyadaki sınırlı kaynaklarla, sınırsız çözümler arayan bir bilim dalıdır. Daha önceleri piyasa ekonomisine alternatif bir ekonomik sistem olan planlı ekonomiyi uygulayan Rusya ve Çin gibi ülkelerin dahi piyasa ekonomisini benimsemeleri sonucunda, piyasa ekonomisi bugün itibariyle iktisadi kalkınma yöntemi olarak alternatifsiz kalmış gibi görünüyor. 

Ekonomik Sistem Olarak Pazar (Piyasa) Ekonomisi
Bir ekonomik sistem olarak piyasa ekonomisinin ortaya çıkışı oldukça eskilere, 18. yüzyılın sonlarına dayanmaktadır. Adam SMİTH, piyasa ekonomisinin mucidi, hatta babası olarak addedilmektedir. Adam SMİTH; ilk kez 1776 yılında İngiltere’de yayınlanan “Ulusların Zenginliği” adlı kitabında “görünmez el” (invisible hand) teorisini ileri sürmüş ve kamu gücünün (devletin) piyasalardaki fiyatları belirlemesinin veya bazı işletmelere imtiyazlar vermesinin yanlış olduğunu; iktisadi etkinliğin ancak serbest ve rekabetçi piyasaların oluşturulması ile sağlanacağını ve bu piyasaların kamu gücünün müdahalesi olmaksızın görünmez bir el tarafından kendi kendine düzenleneceğini savunmuştur.

İktisadi etkinlik ile kastedilen, ülkenin kısıtlı kaynaklarının en verimli şekilde kullanılarak dağıtılması ve böylece tüm vatandaşların (dolayısıyla tüketicilerin) refahının arttırılmasıdır. Klasik iktisat teorisi uyarınca, piyasa ekonomisinin temel aktörleri olan işletmelerin (teşebbüslerin) amaçları karlarını maksimize etmek yani;

a) En kaliteli ürün/hizmeti
b) En az maliyetle üreterek
c) En yüksek fiyata, en fazla miktarda satmak suretiyle rekabet etmektir.

Sağlanacak olan serbest rekabet ortamında, tüm işletmeler amaçlarını gerçekleştirmek için rekabet ederlerken, yeni buluş ve teknolojik gelişmelere yönelerek maliyetlerini düşürmeye çalışacaklar; bunun sonucunda iktisadi amaç olan kaynakların verimli kullanılması ve dağılımı sağlanmış olacak, bu şekilde ülke ekonomisi bir bütün halinde kalkınır.

Günümüzde olduğu gibi alternatifsiz olmamakla ve bu yaygınlıkta kabul görmemekle birlikte “piyasa ekonomisi” dünyada ve özellikle Anglo-Sakson ülkelerinde (A.B.D. ve İngiltere) ekonomik sistem olarak 200 yıla yakın bir süredir uygulanmaktadır. Bu uzun süreç zarfında, piyasa ekonomisinin bazı kırılganlıkları, içsel sorunları olduğu ortaya çıkmıştır. Teşebbüsler kar maksimasyonu olan amaçlarına birbirleriyle rekabet ederek ulaşmak yerine, rekabeti sınırlayıp ya da ortadan kaldırıp, kartelleşme veya tekelleşme yoluna giderek de ulaşmaya çalışabilmektedirler. Tabi bu durumda; ekonomik sistem olarak “piyasa ekonomisinin” benimsenmesiyle hedeflenen iktisadi etkinlik, yani ülke kaynaklarının en verimli şekilde kullanılması, sağlanamıyor.

İşte bu nedenle; ekonomik sistem olarak piyasa ekonomisini, içsel sorunlarından kaynaklanan sıkıntıları tecrübe edecek kadar uzun zamandır uygulayan devletler, teşebbüslerin piyasalardaki rekabeti engelleyici işlem ve eylemlerine karşı kamu gücünü kullanarak çeşitli düzenlemeler yapma yoluna gitmişlerdir. A.B.D.’de 1890’da çıkarılan Sherman Act ile 1917’de çıkarılan Clayton Act, İngiltere’de 1956 yılında çıkarılan Fair Trade Act ve nihayet 1957’de Avrupa Topluluğu’nun kurucu anlaşması Roma Anlaşması’nda öngörülen rekabet kuralları, piyasa ekonomisinin zaman içerisinde farkedilen kırılganlıklarına destek olmak ve piyasa mekanizmasının sağlıklı çalışmasına hizmet etmek için oluşturuldu. 

Türkiye’de Pazar Ekonomisi
Son olarak, Türkiye’deki duruma bakarsak; pazar ekonomisi kavramı, batı ekonomilerine kıyasla Türkiye Cumhuriyeti için oldukça yeni sayılabilecek bir kavramdır. Ülkemizde uzun yıllar boyunca, (19. yüzyılda sermaye birikiminin ve endüstriyel devrimin gerçekleşmemiş olmasının da etkisiyle biraz da zorunlu olarak) kamu/özel sektör karma ekonomi sisteminin hâkim olmasından sonra, 1980 yılında alınan 24 Ocak Kararları sonrasında ekonomik sistem olarak piyasa ekonomisi benimsenmiştir. Bu ekonomik model değişikliği sonucunda hazırlanan Anayasa devlete, piyasa ekonomisinin olmazsa olmazı, temel taşı olan piyasalardaki rekabetin korunması görevini vermiştir. Anayasa’nın 167. maddesi devlete “para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alma ve piyasalardaki fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşmeyi ve kartelleşmeyi önleme” görevini yükledi.

Anayasa devlete piyasalardaki rekabetin kartelleşmelerden ve tekelleşmelerden korunması görevini yüklemiş olmasına ve gelişmiş batı ekonomileri ile Avrupa Topluluğu’nda rekabet kurallarının kamu gücü tarafından uygulanmasına uzun sayılabilecek bir süredir geçilmesine rağmen, Anayasa’nın 1982 yılında kabulünden sonraki 12 yıl zarfında hazırlanan kanun tasarıları da, daha öncekiler gibi yasalaşmadı. Türkiye Cumhuriyeti, nihayet Gümrük Birliği’nin kurucu anlaşması olan 95/1 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 39. maddesindeki taahhüdü gereğince, Rekabet Kanunu’nu 07.12.1994 tarihinde kabul etmiş ve kanun 13.12.1994 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Rekabet Kanunu’nun yürürlüğe girmiş olmasına rağmen, kanunun uygulanmasını gözetmek ile yükümlü olan Rekabet Kurumu’nun karar organı olan Rekabet Kurulu 27.2.1997 tarihinde atanabilmiştir. Rekabet Kurulu’nun 1997/5 sayılı Tebliği ile ilan edildiği üzere, Rekabet Kurumu teşkilatını ancak 5.11.1997 tarihinde oluşturarak, faaliyetlerine başladı.










Derecelendir
Kaynak http://www.kobifinans.com.tr/tr/bilgi_merkezi/020607/1873
İçerik İhbarı



Open Source Document Project AUP&TOS